Âdâb
Tanım
-
Edebler, güzel huylar, iyi hâller ve davranışlar; ahlâk, terbiye ve nezâket kâideleri. Edeb’in çokluk hâli. (Bkz. Edeb)
-
İlmî münazaralarda tarafların riayet etmesi gereken hususlar (ilm-i edeb).
-
İslâmiyet’in bir amel yapılırken şart koşmadığı, fakat güzel saydığı hareketler. Abdestin, namazın, yeme-içmenin, giyinmenin âdâbı, mahalle, câmi, cenâze âdâbı gibi. (Âdâb, Hazret-i Peygamber’in sünnetine uygun hareket etmek demektir. Bu cihetle edeb fıkıhta bazen sünnet-i gayrı müekkede, bazen müstehab ve mendub, bazen fazilet hükmündedir. Bu sebeble meselâ abdestin farzları ve sünnetleri sayıldıktan sonra, abdestin âdâbı anlatılır. Namazın farz, vâcib ve sünnetlerinden sonra da namazın âdâbı anlatılır.) (Bkz.
Edeb) Şunlar abdestin âdâbındandır: Her uzvu yıkarken, abdest duâlarını veya Kelime-i şehâdet okumak, ağzına ve burnuna suyu sağ elle vermek; sol elle sümkürmek; helâda konuşmamak, çok oturmamak ve tahâretlendikten sonra hemen örtünmek; abdest bozarken, kıbleye, aya ve güneşe arka ve önünü dönüp oturmamak; helâya girerken Besmele okumak, sonra sol ayakla girmek, sağ ayakla çıkmak.
(Miftahü’l-Cenne)
-
Her hususta haddini bilip sınırı aşmamak.
Tasavvufta mürşidinden feyz alabilmek ve yükselebilmek de bir takım kâidelere riayetle olur. Bunlara âdâb denir. Âdâba riâyetsiz hizmetin faydası yoktur.
(Mektûbât-ı Ma‘sûmiyye)