Edeb
Tanım
-
Güzel huy, iyi hâl ve davranış. Ahlâk, terbiye ve nezâket kâidesi.
Bana rabbim edeb ve terbiye öğretti.
(Hadîs-i şerîf-Müslim, Tirmizî)
-
İlmî münazaralarda tarafların riayet etmesi gereken husus (ilm-i edeb).
-
İslâmiyet’in bir amel yapılırken şart koşmadığı, fakat güzel saydığı hareket. Meselâ abdestin, namazın, yeme-içmenin, giyinmenin edebi.
Edeb fıkıhta bazen sünnet-i gayrı müekkede, bazen müstehab ve mendub, bazen fazilet hükmündedir. Bu sebeble meselâ abdestin, namazın farzları ve sünnetleri sayıldıktan sonra, abdestin edebleri anlatılır.
(Miftahü’l-Cenne)
Namazın sünnet ve edeblerinden birini gözetmek ve tenzîhi bir mekrûhtan sakınmak; zikir ve tefekkürden üstündür.
(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî)
-
Her hususta haddini bilip sınırı aşmamak.
Tasavvufta mürşidinden feyz alabilmek ve yükselebilmek de bir takım kâidelere riayetle olur. Bunların her birine edeb denir. Edeblere riâyetsiz hizmetin faydası yoktur. Hiçbir bî edeb (edebsiz), Allahü teâlâya kavuşamamıştır.
(Mektûbât-ı Ma‘sûmiyye)
Edeb bir tâc imiş nûr-i Hüdâ’dan Giy ol tâcı emin ol her belâdan
(Yûnus Emre)