Emân

امانArapça

Tanım

  1. Korkusuzluk, emniyet.

    Hangi kavim ki, içlerinde sabah ezanı okunursa, onlar için akşama kadar, Allah’ın azâbından emân olur. İçlerinde akşam ezanı okunan kavme de, o ezan, ertesi günü sabahına kadar Allah’ın azâbından emân olur.

    (Hadîs-i şerîf-Taberânî)

  2. Bir kimseye veya düşmana, söz, işaret veya yazı ile, mal ve canının emniyet altında olduğunu bildirme.

    İyi biliniz ki, her kim emân verilen bir kimseye, zulmeder veya ahdini bozar veya onun gücünün yetmeyeceği şeyi kendisine yükler veya gönül hoşluğu ile vermeyeceği bir şeyi ondan alırsa, kıyâmette ben o kimsenin hasmı olurum.

    (Hadîs-i şerîf-Ebû Dâvûd)

    İlticâ edenlere emân vermekte bütün Müslümanlar eşittir. Halktan herhangi biri de bu hakka sahiptir. O hâlde kim bir Müslümanın ahdini (verdiği sözü) bozarsa, ona ihânet ederse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Kıyâmet gününde Allah onun ne farz, ne nâfile ibâdetlerini, ne de tövbesini kabul eder.

    (Hadîs-i şerîf-et-Tergîb ve’t-Terhîb)

    Müslümanlardan aldığı emân ile, dârülislâma gelen gayrımüslim ecnebî, burada yaşamakta olan zımmî (gayrımüslim vatandaş) gibi korkusuz yaşar. Onun haklarına sahip olur. Buna müstemen denir.

    (Usûl-i Serahsî)

Paylaş

Benzer Kelimeler