Harf seç
C
Câbî
جابىCibâyet eden, vakıf gelirlerini toplayan; tahsildar.
ArapçaCâdû
جادو1.Cadı, büyücü. 2.Çirkin kocakarı, acûze.
FarsçaCa‘feriyye
جعفريهHalîfeliğin Hazret-i Ali ve onun soyundan gelen 12 imâma geçmesinin vahy ile emredildiğine inanan, bu sebeble ilk üç halîfe ve onlara bağlananları red…
ArapçaCâh
جاهİtibar; makam. Bir kimse, Allahümme innî es’elüke bi-câh-i Nebiyyike’l-Mustafâ (Ey Allah’ım senden Muhammed aleyhisselâmın itibarı hatırına istiyorum)…
ArapçaCahd
جحدİtikadî hükümleri tamamen veya kısmen bile bile inkâr. Çokluk hâli cühûd gelir.
ArapçaCâhil
جاهل1.Cehl sahibi, bilgisiz. 2.Tecrübesiz, toy. 3.Gâfil. Câhiller, ahmaklar, dünyadaki zevk ve lezzetlere kavuşmak için, dinlerini, îmânlarını verdi. Âhir…
ArapçaCâhiliyye (câhiliyyet)
جاهليهArap yarımadasında İslâmiyet’ten önce putlara tapınılan devir. Onlar hâlâ Câhiliyye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Allah’tan daha güzel hüküm verecek…
ArapçaCahîm
جحيمCehennem’in dördüncü tabakasına verilen ad. Güneşe ve yıldıza tapanların azap göreceği Cehennem. Cahîm ise azgınlara apaçık gösterilmiştir. Ve onlara…
ArapçaCâife
جائفهCevfe, yani iç boşluğa kadar işleyen yara.
ArapçaCâiha
جائحه1.Musibet, beklenmedik hâl. 2.Kuraklık; satılan meyve ya da ekinlerde hasaddan önce ârız olan âfet sebebiyle doğan ve bedelden düşülen zarar.
ArapçaCâ‘il
جاعل1.Koyan; kılan; yapan. 2. “Yoktan var eden, yaratan” mânâsına Allahü teâlânın sıfatlarından (el-Câ‘il).
ArapçaCâiz
جائزCevaz, ruhsat, izin verilen; harâm olmayan. Kur’ân-ı kerîmi abdestsiz ezberden okumak câizdir. Fakat abdestli okumak daha iyidir. (İbni Âbidîn) Bâyi‘…
ArapçaCâize
جائزه1.Mükâfat. 2.Misafire, misafirlik hakkı cümlesinden olarak yapılan hususî ikram.
ArapçaCa‘lî
جعلىSun‘î; görünürde, yapmacık.
ArapçaCâliye
جاليه(A. Celâ’dan) 1.Vatanlarından çıkarılanlar, sürgün edilenler. 2.Cizye mükellefleri.
Câm
جام1.Sırça, cam. 2.Bardak, kadeh, şişe ve toprak cinsinden şarap kadehi. Sûsadım gâyet harâretden kat‘î Sundular bir câm dolusu şerbeti (Mevlid-i Süleyma…
FarsçaCâme
جامهElbise, çamaşır.
FarsçaCâmekân
جامكانCâmelik, elbise soyunulacak yer, câmeken.
FarsçaCâmekıyye
جامكيهVakfın gelirlerinden, vazife karşılığında hizmetlilere verilen ücret. Câmekıyyenin satışı câiz değildir. Çünki ücret hak edilmiş ise de, kabz edilmemi…
ArapçaCâmi‘
جامع1.Cem‘ eden, toplayan. 2.Müslümanların ibâdet etmek için toplandıkları yer, mâbed. (Bkz. Mescid) Hayızlı ve cünüp olanın Câmi‘e girmesi harâmdır. Abde…
ArapçaCâmi‘a
جامعه(A. Cem’den) Topluluk.
Câmî‘ul-kelîm
جامع الكليم“Az söz ile çok şey anlatan” mânâsına Resûlullah aleyhisselâmın sıfatlarından. (Bkz. Cevâmi’ü’l-Kelîm)
ArapçaCamphre
قمفرUzak Doğu’da yetişen bir çeşit taflandan elde edilip hekimlikte kullanılan, ayrıca cenâzeyi yıkama suyuna katılan beyaz ve yarı saydam, kolaylıkla par…
FransızcaCân
جانRûh.
FarsçaCânân
جانانSevgili, gönül verilmiş. Sabreyle gönül, derdine dermân ere umma, Can atma o da beyhude cânân ere umma. (Hoca Dehhânî)
FarsçaCanavar
جان آور(Cânâver) 1.Canlı, yaşayan, can taşıyan, can götüren. Hayvan ruhunun ikinci kuvveti olan hareket kuvveti de iki türlüdür: Birincisi, şehevî kuvvettir.…
FarsçaCânî
جانىCinâyet işleyen.
ArapçaCânib
جانب(A. Cenb’den) Taraf, cihet, yan, yön.
Cânişen
جانشينBirinin yerine geçen, birinin yerine oturan; vekil. Cânişîn.
FarsçaCâr
جار(A. Civâr’dan) Komşu.