Harf seç
D
Dab
ضبDağ keleri (kertenkelesi). Dab, kertenkele gibi yemesi câiz olmayan hayvanlardandır. (İbni Âbidîn)
ArapçaDâbbe
دابهYük ve binek hayvanı.
ArapçaDâbbetü’l-erd
دابة الأرض“Yer hayvanı” mânâsına kıyâmetin büyük alâmetlerinden olup, kıyâmetin kopmasına yakın çıkacak ve iyiyi kötüden ayırmakla vazifeli konuşan bir canlı. İ…
ArapçaDâd
داد1.Adalet, doğruluk. 2.İhsan, vergi. Etmiş, ol beden serâyın üstâd Adl ü dâd ile, esâsın bünyâd. (Hilye-i Seâdet)
FarsçaDadbe
دادبهKapı sürgü demiri. Tadbîb, şerit ile, dadbe gibi, enli, yassı bir şey ile şed etmek, sarmak demektir (Tahtâvî, İbni Âbidîn, Dürrü’l-Müntekâ)
ArapçaDağlama
داغالمهKızdırılmış mâdenle vücûdun bir yerini yakma. Şifa üç şeydedir: Bal şerbeti, hacamat (kan aldırma), dağlama. Fakat ben dağlamayı sevmem. (Hadîs-i şerî…
TürkçeDahîlek
دخيلك“Sana dâhil oldum” (Rica ederim, yalvarırım, sana sığınırım) mânâsına bir tazarru, yalvarma ifadesi. Dahîlek, el-emân, sâd el-emân, dergâhına düşdüm,…
ArapçaDâhiliyye
داخليهİç ile alâkalı, içeriye mensub. Taamın dışarıdan tedariki erkeğe ve dahilde hazırlanması kadına aittir. Çünki bu işler zevceye diyaneten lazımdır. Res…
ArapçaDahiyye
ضحيهKurban.
ArapçaDahk (dıhk)
ضحكGülmek, kendi işiteceği kadar gülmek. Namazda kahkaha ile gülmek namazı ve abdesti bozar. Tebessüm, namazı da abdesti de bozmaz. Dahk, yalnız namazı b…
ArapçaDahl
دخل1.Girme, karışma. 2.Nüfuz etme, tesir etme.
ArapçaDahve-i Kübrâ
ضحوه كبرىKaba kuşluk. Oruç müddetinin yarısı, öğleden bir saat evvelki vakit. Hanefî mezhebinde Ramazan orucu, nâfile oruç ve belli olan adak orucuna niyet etm…
ArapçaDahve-i Sugrâ
ضحوه صغرىGüneşin bulutsuz havada bakamayacak kadar parladığı vakit. İşrâk vakti. (Bkz. İşrâk Vakti)
ArapçaDâ‘î
داعى1.Da‘vet eden, çağıran. 2.İsmailî, Karmatî ve Dürzî gibi aşırı Şiî fırkalarının esaslarını halk arasında yaymakla vazifeli kimse.
ArapçaDa‘îf
ضعيفGüçsüz, takatsiz, zayıf.
ArapçaDâim
دائم(A. Devam’dan) 1.Devamlı; sâbit. 2.Devamlı var olan, hiç ölmeyen, bâkî mânâsına Allahü teâlânın sıfatlarından (ed-Dâim).
Dâin
دائن(A. Deyn’den) Alacaklı, garîm.
Dâire
دائره(A. Devr’den) 1.Düz yuvarlak şekil, çember. 2.Bir şeyin manevî tesirinin geçtiği yer. 3.Resmî hizmetin görüldüğü yer.
Dâire-i Hindiyye
دائره هنديهNamaz vakitlerinin tesbitinde kullanılan ve güneş gören düz bir yere çizilen dâire veya bu şekle uygun olarak yapılan âlet.
ArapçaDalâlet
ضاللتSapıklık, yoldan çıkma, dalâl. Dinde yeni ortaya çıkan şeylerden kaçınınız. Çünki bunların hepsi bid‘attir. Bid‘atlerin hepsi dalâlettir, doğru yoldan…
ArapçaDâll
دالDelâlet eden, delil olan, yol gösteren.
ArapçaDâll Bi’d-delâle
دال بالدالله“Delâlet yoluyla, delâlet eden” mânâsına bir lafzın asıl söylendiği mânânın, müşterek illet (sebeb) dolayısıyla zikredilmeyen hususta da sâbit olması.…
ArapçaDâll Bi’l-ibâre
دال بالاباره“İbâresi ile delâlet eden” mânâsına lafzın yalnız ibâresinden anlaşılan mânâya delâlet etmesi. Nûr sûresi 124. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Namaz kılın…
ArapçaDâll Bi’l-iktîzâ
دال باالقتضاء“İktizâsı ile delâlet eden” mânâsına bir ibâredeki lafzların doğru anlaşılması için ibârede yer almamış bir mânâya delâlet ettiğinin kabul olunması. “…
ArapçaDâll Bi’l-işâre
دال باالشاره“İşâreti ile delâlet eden” mânâsına lafzın görünen mânâsından başka, ayrıca kastedilmeyen bir mânâyı da bildirmesi, lafzın, ibâresinden çıkan hükme de…
ArapçaDâlle
ضاله1.Dalâlete düşmüş, şaşırmış. 2.Âdet hâlinin kaç gün olduğunu unutan veya kaç gün olduğunu bilip ayın başında mı, ortasında mı, sonunda mı olduğunu kes…
ArapçaDamân
ضمان1.Bir malın mislini veya kıymetini tazmin etme. 2.Kefil olma, kefâlet.
ArapçaDamâne
ضمانهTeminat; rehin veya kefâlet senedi.
ArapçaDamân-ı Akd
ضمان عقدAkdin bir şekilde bozulması hâlinde, malın gerçek kıymetinin değil, konuşulan bedelini tazmin mükellefiyeti.
ArapçaDamân-ı Derek
ضمان دركSatıcının, sattığı malda başkasının bir istihkak iddiası olursa, yani malın başkasına ait olduğu ortaya çıkarsa veya mal kusurlu ise müşterinin zararı…
Arapça